Hayvan Hakları Mücadelesi ve ‘Vegan Devrimi’ 🐾

Yazar Zülal Kalkandelen, Vegan Devrimi’ni, Türkiye’deki hayvan hakları mücadelesini ve yeni kitabında ele aldığı konuları, veganlik.org ile paylaştı 💬

kapak fotoğrafı: Melike Dirikoç
röportaj: Emir Çelik 🌱 veganlik.org

Veganizme dair Türkçe’deki ilk kitap olan Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi’ni Can Başkent ile birlikte kaleme alan, Tabağındaki Yüz’ü Türkçe’ye kazandıran, Hayvan Hakları ve Veganizm kitabına sunuş yazısıyla katkıda bulunan gazeteci yazar Zülâl Kalkandelen’in son kitabı Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü, raflarda yerini almaya başlıyor.

Hayvan özgürlüğü aktivisti Kalkandelen ile yeni kitabını, ‘Vegan Devrimi’ni, Türkiye’deki hayvan hakları mücadelesini ve değişen, gelişen mücadele yöntemlerini ve aktivizm çalışmalarını konuştuk. Kalkandelen ayrıca kişisel olarak veganizmle tanışma hikayesini de veganlik.org okuyucuları ile paylaştı.

A post shared by veganzulal Ⓥ (@veganzulal) on

“Hayvanların Yaşam Hakkını Savunmak Bir Trend Değil”

Emir Çelik: Uzun yıllardır hayvan hakları mücadelesi içindesiniz. Son birkaç yılda veganizm giderek ana akımlaşmaya başladı. Bunu hayvan hakları çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zülal Kalkandelen: Veganizm, aslında ana akımlaşmaya başlamadı; veganlar hala toplum içinde ufak bir azınlık. Belki Britanya, Almanya, İsrail gibi ülkelerde %10 sınırına dayandı ama Türkiye gibi birçok ülkede veganlar çok ufak gruplar halinde. Fakat bu konu çeşitli nedenlerle medyada daha çok gündeme gelir oldu. Onun da temel nedeni, sağlık ve çevre odaklı endişeler.

İnsanlar daha sağlıklı beslensin, fit görünsün diye bitkisel beslenme öneriliyor ya da hayvansal ürünlerin küresel iklim değişikliğinin üzerinde yarattığı olumsuz etkiler, bazı kurumları bitkisel besinlerin tercih edilmesi yönünde çağrılar yapmaya sevk ediyor. Ancak tüm bu tartışmaların vurgusu hayvan hakları olamadı. Bu noktada bitkisel beslenme ile veganlık arasındaki ayrımın altını çizmek gerekiyor. Evet, insanlar bir nedenle bitkisel beslendiğinde sonuçta bu durum hayvan katliamının azalmasını da sağlıyor ama yaşam hakkı odaklı bir hayvan hakları mücadelesi güçlenmiyor.

Veganlığın ilk ortaya çıktığı tarihten bu yana Donald Watson’ın da yaptığı tanıma bakarsanız, hayvanların yaşam hakkına saygı, veganizmin temelidir. Bu nedenle de sadece beslenme ile ilgili değil, yaşamın tüm alanlarındaki hayvan sömürüsüne ve hayvan köleliliğine karşı bir duruşu vardır. Bu nedenle bitkisel beslenme ile veganlık farklı kavramlar olarak gelişiyor. Bitkisel beslendiğini söyleyen ama beş ayrı hayvanın derisinden yapılmış botlarıyla gezen Beyonce’nin “vegan” olmadığını anlatmak zorundayız. Veganlık, insanlar daha fit görünsün diye ortaya çıkmış bir hareket değildir. Hayvan hakları odaklı olmayan bir veganizmin içi boşalır.

Ne yazık ki günümüzde ana akım medyanın yapmaya çalıştığı, işin ticari yönünü ön plana çıkararak bunu bir trend gibi göstermek. Hayvanlar için de adalet istemek, tüm hayvanların yaşam hakkını savunmak bir trend değildir. Trend, kelime anlamıyla gelip geçicidir çünkü. Bir özgürlük ve adalet mücadelesi ise tüm hayatı kapsar. Bu nedenle sağlam temellerin üzerinde yükselmesi için veganizmin etik ve politik yönünü öne çıkararak anlatmamız gerekiyor.

Veganizm: Bilimsel kanıtlarla da desteklenen bir devrim

Yeni kitabınızın adında yer bulan “Vegan Devrimi” neyi ifade ediyor? Veganizm hakkındaki ilk kitabınızı yazdığınız dönemden bugüne, ne gibi değişimler yaşandı?

2013 tarihli Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Felsefesi, Türkçe yazılan ilk veganizm kitabı. Can Başkent ile birlikte yazdığımız bu kitap yayınlandığında Türkiye’de veganlık daha az bilinir durumdaydı; veganların sayısı daha azdı ama belli kıpırdanmaların olduğu bir yıldı. O tarihten bu yana veganlık, hem dünyada hem de Türkiye’de daha çok bilinir oldu, veganların sayısı artmaya başladı. Özellikle üniversitelerde öğrencilerin kurduğu hayvan hakları ve vegan kulüpleri çoğaldı. Bu gerçekten memnun edici ve umut verici.

İnsan-hayvan ilişkisinde yepyeni bir yaklaşım öneriyor veganizm. Tüm duyarlı canlıların yaşam hakkına saygı, hayvan köleliğini reddediş ve hayvan özgürlüğü kavramları, insanlığın günümüzde ulaştığı düşünsel gelişimde bir evrime işaret ediyor. İnsan ihtiyaçları için hayvanların kullanılmasını, bunun için hayvanların kitleler halinde katledilmesini normal bulan ve tüm yaşamı bunun üzerine temellendiren türcü bir insanlıktan, bilimsel çalışmaların da ortaya koyduğu gibi hayvanların da bilinç sahibi, sosyalleşebilen ve duyguları olan canlılar olduğu gerçeğini kabul eden bir insanlığa geçiş elbette etik açıdan büyük bir devrimdir.

Bununla birlikte hayvan yemenin insanların sağlığına yararlı olmadığı bilimsel olarak kanıtlandığından, veganizmin önerdiği beslenme şekli, sağlık açısından bir devrimdir. Yıllar içinde insan tüketimi için sürekli hayvan yetiştirip öldürmenin gezegenin tüm kaynaklarını kuruttuğu da kanıtlandı. Eski teknolojilerin yerine doğaya saygılı, çevreci ve sürdürülebilir yöntemlere dayalı teknolojileri öneren veganizm, bu açıdan da bir devrimdir.

Bugün bir yılanı ya da başka bir hayvanı öldürüp derisinden çanta, ayakkabı yapmak yerine, bunlar örneğin mantar kullanılarak yapılabiliyor. Hayvan öldürmeden tamamen bitkisel, sağlıklı ve benzer tada sahip hamburgerler üretilebiliyor. Tüm bunlar Vegan Devrimi sayesindedir. İnsanlık, etik olarak geliştikçe doğaya saygılı olmayı öğrenecek ve sadece yakıp yıkan bir tür olmaya son verecek. Çünkü insan özgürlüğü, hayvan özgürlüğü ve yeryüzü özgürlüğü ancak bir arada düşünüldüğünde anlamı olan kavramlar.

Teknoloji, daha etkili mücadele yöntemleri sağlıyor

Geçmişe göre mücadele ve yöntemlerinin ilerleyişinde farklar var mı sizce?

Elbette yeni teknolojilerin hayatımıza girişiyle, her mücadele gibi hayvan hakları mücadelesi de bundan etkilendi. Artık çok daha etkili yöntemler uygulanabiliyor. Los Angeles’ta bir mezbahada yapılan bir açık kurtarma eylemini farklı ülkelerdeki insanlar Instagram üzerinden canlı izleyebiliyorsa, bu mücadelenin güçlenmesine katkı yapar.

Kadıköy’de Cube of Truth eylemi – Foto: Diren Düzgün

Sesimizi duyurmak açısından elimizde daha çok ve çeşitli olanak var. Biz Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu olarak Türkiye’de ilk Cube of Truth eylemlerini yapan grubuz. Bu eylemler sayesinde hayvanlara mezbahalarda, süt ve yumurta çiftliklerinde, deri sektöründe ve yaşamın her alanında yaşatılan zulümleri, sokakta bilgisayarlarımıza yüklediğimiz videolar aracılığıyla sergiliyoruz. İnternete bir video yüklediğinizde o linke tıklayıp tıklamamak, kişinin kendi inisiyatifine kalıyor. Ama bu tür eylemlerde biz insanları gerçeklerle yüz yüze getiriyoruz ve bunu onların inisiyatifi dışında yapıyoruz. Gördüklerine inanamayanlar oluyor. Onlara veganlığı teşvik eden bildirilerimizi veriyoruz, bakış acımızı manifestomuzla anlatıyoruz. Belki de daha önce bu konuda hiç düşünmeyen insanlarla konuşuyoruz. Bu nedenle sokak eylemleri çok önemli.

Mücadele farklı platformlarda her türlü yöntemi kullanarak sürmeli. Hayvan hakları konusunda hukuk alanında yapılabilecek olan çalışmalar da var, siyaseti kullanarak ilerlenebilecek alanlar da… Ama hayvan özgürlüğü diyorsak, hayvanların mal olarak görüldüğü toplumlarda bu mücadele hukuk çerçevesinde değil. Bu geçmişte de böyleydi, şimdi de böyle.

“Hayvan ayrımı yapmamayı ilke edinmek şart”

Peki Türkiye’de hayvan hakları adına, yasalardan gönüllü faaliyetlere ya da kişisel çabalara, kalıcı olarak ne gibi adımlar atılabilir? 

Türkiye’de hayvan hakları alanında etkin sivil toplum kuruluşları yok. Çoğu sokak hayvanlarına odaklı ve zamanlarının neredeyse tümünü çok sorunlu bir konu olduğu için belediyelerle mücadeleye ayırmak durumunda kalıyor. Hayvan hakları alanında devrimci bir mücadele yürütecek hukukçulara ihtiyaç var. Amerika’da faaliyet gösteren Nonhuman Rights Project gibi, hayvanların yaşam hakkını elde etmek için hukuk alanında mücadele verecek kurumlar gerekli.

Türkiye’de hayvan hakları alanında ortak bir mücadele yürütülemiyor. Bazı ego sorunlarının aşılması şart; asıl konunun hayvanlar olduğu, mücadelenin kişiler için yapılmadığı unutulmamalı. Bir eylem yapıldığında çoğunlukla çeşitli anlaşmazlıklar, çekememezlikler devreye giriyor ve bir türlü güçlü bir ses çıkmıyor. Bu aşılmak zorunda.

Bir de “hayvan hakları aktivisti” olduğunu söyleyen gönüllülerin büyük bölümünün kendisinin hayvan sömürüsüne hizmet etmeye devam etmesi durumu var ki, o büyük bir sorun. Kedi ya da köpek sevdiği için o konuda yoğun çaba harcıyor ama hayvan yemeye devam ediyor yani hayvansever… Bu gerçekten büyük bir tezat. Bunu söylediğimizde “Her hayvansever vegan olmak zorunda mı, en azından bir yerde çaba harcıyor!” diye öfkeleniyorlar. Hayvanlar arasında ayrım yaptığınız anda, hayvan hakları kavramının da içini boşaltırsınız. Bu durumda Çin kültüründe kedi, köpek yenmesine kızmanızın bir mantığı kalmıyor. Yaşam hakkı vurgusu bu nedenle çok önemli.

Farklı aktivizm yöntemlerini uygulayan gruplar var, ama bunların birbirini tamamladığına pek tanık olmuyoruz. Zaten ülkenin kaotik gündeminde hayvan haklarını öne çıkarmak çok zor; ama bir de vegan grupların ya da aktivistlerin birbirlerine köstek olması söz konusu. Bunun hayvanlara hiçbir yararı yok. Herkes kendi yöntemini diğerlerine taş atmadan uygulamayı öğrense yeter.

Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü’nde, hayvan hakları mücadelesi için olmazsa olmaz ilkeleri ve yöntem önerilerimi ayrıntılı olarak sıraladım. Burada uzun uzun anlatmayayım; ama bence ilk şart hayvanlar arasında ayrım yapmamayı ilke edinmek. Hayvan hakları ile ilgili yasalar için mücadele edenlerin, eyleme katılanların bunun sonrasında soluğu kebapçıda almasını açıklamak mümkün değil. Ben bir hayvanı korurken diğerini katletmeyi normal görme gibi bir hakkım olduğunu düşünmüyorum.

Sizin içinde bulunduğunuz toplulukların ve çalışmalarınızın kapsamından bahsedebilir misiniz?

Şu anda sadece kurucularından biri olduğum Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’nun (BHHT) içindeyim, başka bir topluluk ya da dernekle ilişkim yok. BHHT, veganizm ve hayvan özgürlüğü konusunda sokak aktivizmini güçlendirmek için geçen yıl kuruldu ve kısa sürede oldukça etkili eylemler yapıldı.

Manifestomuzda türcü ve refahçı yaklaşımları reddettiğimizi, etik veganizmi ve hayvan özgürlüğünü benimsediğimizi ilan ettik. Fayton karşıtı sokak eylemleriyle bilinç artırmayı ve konuyu gündeme taşımayı hedefledik, imza kampanyası gerçekleştirdik. Stencil, yazılama çalışmaları yaptık. Biraz önce de söz ettiğim gibi, Kadıköy ve Beşiktaş gibi kalabalık meydanlarda Cube of Truth eylemlerini gerçekleştirdik, insanlara veganizmin neden hayvan sömürüsüne karşı olduğunu ve vegan yaşamı doğrudan anlattık.

İzmir Çiftlik Hayvanları Barınağı

Ayrıca Türkiye’nin ilk kurtarılmış çiftlik hayvanları barınağına destek olmak amacıyla çeşitli yerlerde kermesler düzenledik. Kurtardığımız bir hayvanı bu barınağa gönderdik. Didim Vegfest’te stand açarak veganizme, hayvan haklarına bakış açımızı anlatacağız, bildirilerimizi dağıtıp sorusu olanlara yanıt vereceğiz. Kendi yaptırdığımız tişörtleri yine aynı barınak yararına satacağız. Bir de veganizm ve hayvan özgürlüğü aktivizmi konulu bir panelimiz olacak. Yani hem sokakta hem de farklı mecralarda, sosyal medyada hayvan özgürlüğü için aktivizme tüm gücümüzle devam ediyoruz.

Ben BHHT dışında, kişisel olarak kitaplarım ve yazılarımla veganlık ve hayvan özgürlüğü konusunda düşüncelerimi daha çok insana ulaştırmaya devam ediyorum. Üniversitelerde ya da farklı yerlerde söyleşiler oluyor, onlara katılıp ilgilenenlere konuyu anlatıyorum. Sosyal medya varlığımı tamamen bu alandaki aktivizme adamış durumdayım. Herkese her mecrayı kullanarak ulaşmaya çalışıyorum.

İnstagram gibi sosyal medya platformlarının yeni nesil üzerinde veganlığa dair özendirici ve yaygınlaştırıcı etkileri olduğu konuşuluyor.

Oluyor elbette. Artık gençlerin çoğunun elinde akıllı telefonlar var. Instagram gibi etkili platformlar doğru kullanıldığında ummadığınız yerlerde yankı yapabiliyor. Vegan hesapların çoğunun sadece yemek ve ürün tanıttığı bir gerçek. Onların pratik bilgileri paylaşması da insanları veganlığa teşvik için belli bir etki yapabilir ama sadece tütsülenmiş kaju kremasından peynir tarifini gördüğü için vegan yaşamı tercih edecek insan var mıdır emin değilim. Hayvan hakları paylaşımları yapan hesapların yemek paylaşımı yapanlar kadar ilgi görmemesi ise üzücü. İnsan odaklı bitkisel beslenme, az önce de söz ettiğim gibi ana akımın trend olarak gördüğü bir yaklaşım.

Instagram ya da Facebook’ta hayvan hakları hesapları belli kişi ya da kurumları rahatsız ettiğinde o hesapların uyarısız kapatıldığını biliyoruz. Yani sizden sistemi sorgulamayan, “cici ve uslu” paylaşımlar bekliyorlar. Yine de ihmal edilemeyecek kadar etkili bu platformlar.

Son olarak Brezilya ile Türkiye arasındaki canlı hayvan ticaretine dair skandalları bana Brezilyalı aktivistlerin Instagram aracılıyla ilettiğini de düşünürsek, faydası yadsınamaz. Bu nedenle hayvan hakları aktivistlerinin daha cesaretli olması, takipçim azalır endişesiyle hayvan hakları konusunu gündeme getirmekten kaçınmaması gerekiyor.

“Eşitlikten söz ederken, duyarlı canlılara zulmü görmezden gelmek büyük bir tezat”

Türkiye’deki sol partiler ve muhalif gruplar, hayvan haklarının da önemini görmeye başladı mı?

Ne yazık ki henüz böyle bir gelişmenin olduğunu söylemek olanaklı değil. Türkiye’de siyasi gündemin son derece karışık ve sorunlu olmasını gerekçe gösterip hayvan haklarını genellikle gündemlerine almıyor partiler.

Sadece bu konuda daha duyarlı olan bazı milletvekilleri var. Onlar zaman zaman kamuoyunda infial yaratan bazı olaylar hakkında soru önergesi verip Meclis kürsüsünde söz ediyorlar ama bu çok yetersiz. Brezilya ile Türkiye arasındaki canlı hayvan ticareti konusunda da yaşadık bunu. Konuyu gündeme getiren milletvekilleri hayvanlara yapılan işkenceden söz etmeden sadece insan sağlığı ve yerel hayvancılığın bitmiş olmasından söz etti. Kamuoyu gibi onlar da sokak hayvanları ile ilgili konularda daha fazla ses çıkarıyor.

Ama bu bile Hayvanları Koruma Yasası’ndaki yanlış ve eksiklerin giderilmesini sağlamadı. Çünkü hayvan hakları konusunu temel meselelerinden biri haline getiren bir parti yok; hepsinin bakış açısı türcü, hepsinin parti programlarında yerel hayvancılığın güçlendirilmesi gibi maddeler var… Belki sirklerin, yunus parklarının yasaklanması, sokak hayvanlarına işkenceye hapis cezası gelmesi gibi konularda daha aktif olabilirler ama o kadar.

Bu nedenle bazı yabancı ülkelerde olduğu gibi hayvanlar arasında ayrım yapmadan yaşam hakkını savunan bir partinin kurulup Meclis’e en azından bir temsilci sokması, bu konuların da gündeme getirilmesi açısından faydalı olabilir.

Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü’nde, solu ve Marksist felsefeyi hayvan hakları açısından eleştirdiğim özel bir bölüme de yer verdim. Türkiye’de olmasa bile dünyada tartışılan bir konu bu. Sürekli eşitlik ve özgürlükten söz edenlerin kendileri gibi duyarlı canlı olan hayvanlara yapılan zulmü görmezden gelmesi, çok büyük bir tezattır. 21. yüzyıl, bunun giderek artan oranda sorgulandığı bir yüzyıl. Aynı şekilde hayvan haklarını görmezden gelen feminist ve çevreci akımları da eleştirdim kitabımda. Artık bunların açıkça tartışılma zamanı geldi de geçiyor.

“Vegan olduğun için daha az yaşayacaksın dense bile, yolumdan dönmezdim”

Son olarak; kişisel olarak veganizm ve hayvan haklarıyla ilk tanışma sürecinizden bahsedebilir misiniz?

Çok uzun zaman oldu. Benim bu konuyla ilgilenmeye başladığım dönemde internet hayatımızda bugünkü gibi yer etmiyordu. Dolayısıyla fazla kaynak mevcut değildi, Türkçe kaynak hiç yoktu. Çevremde tanıdığım vejetaryen bile yoktu…

Öncelikle The Smiths’in Meat Is Murder adlı şarkısı ve punk felsefesi ile buluşan hayvan özgürlüğü mesajı beni etkiledi. Bu hiç şaşırtıcı değil. Çünkü müzik her zaman beni en çok etkileyen itici güç oldu. O şarkının sözleri ve müziği, adeta bir yumruk etkisi yaptı üzerimde. Çok sert bir yumruk! O kadar güçlüydü ki… Her şeyin başlangıcı oydu.

Sonrasında daha fazla bilgi edinme çabam sürdü. Okuduklarım ve duyduklarımı mantık süzgecimden geçirip kendi içimde sarsıcı bir devrim yaşadım. Benim vegan olmamdaki temel neden, hayvanlara uygulanan işkencelere ortak olmaşı reddedişti. O vahşete hiçbir şekilde destek olmak istemedim. Vegan olduğum dönemde bunun insan sağlığı ve çevre açısından sağladığı olumlu etkiler de bugünkü kadar bilinmiyordu ama bana o zaman vegan olduğun için daha az yaşayacaksın dense bile yine yolumdan dönmezdim. Benim için vazgeçilmez bir etik mesele bu.

Son Güncelleme: 18 Nisan 2018 🌱  veganlik.org

“Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü” 📖🐾

🖋 Didim Vegfest’te Söyleşi ve İmza Günü

Kalkandelen’in yeni kitabının ilk etkinlikleri, bu yıl ikincisi düzenlenecek olan ve Türkiye’nin ilk vegan festivali olma özelliği taşıyan Didim Vegfest kapsamında gerçekleşiyor.

22 Nisan 2018 Pazar günü 16:30’da, kitabın adını taşıyan “Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü” söyleşisi yazar Kalkandelen’in katılımıyla yapılacak. Kitabın ilk imza günü de aynı gün saat 18:00’da gerçekleştirilecek.

sizin yorumunuz: