Etin Cinsel Politikası
Carol J Adams
Ayrıntı Yayınları

Etin cinsel politikası, kadınları hayvanlaştıran, hayvanları da cinselleştirip dişilleştiren bir tavır ve davranışlar bütünüdür. Pornoda kadınların bir özne olarak değil parça parça (bacak, göğüs) tüketilen bir nesne olarak ele alınması ile hayvanların sofrada bir canlı değil de parça parça (but, göğüs) yenen bir yemek olarak algılanması arasındaki benzerlik…

Carol J Adams’ın ataerki ile et tüketimi arasındaki diyalektiği irdelediği Etin Cinsel Politikası, 2013 yılında Güray Tezcan ve Mehmet Emin Boyacıoğlu tarafından tercüme edilerek Ayrıntı Yayınları ile Türkçe’ye kazandırıldı.
Tanıtım yazısı:

Her on yedi saniyede bir kadın tecavüze uğruyor. Her bir saniyede yüzlerce hayvan öldürülüyor. “Dayak yiyen kadınlar” gerçekliği her gün yüzümüze çarpılıyor ekranlardan ve gazete sayfalarından. Çiftliklerin esir ettiği, mezbahaların katlettiği hayvanlar “marketteki et”e indirgeniyor günümüzde. Etin hem protein için zorunlu olduğuna hem de gücün kaynağı olduğuna inanmamız için örülen mit, aslında erkeğin potansiyel şiddet eğilimiyle üstünlük kurmasına neden oluyor. Etçilleri yiyen etçiller, kafamızdaki iktidar piramidinde en üste yerleştiriliyor ve bu haliyle gündelik hayatımızın her köşesine sızıyor. Reklamların neredeyse tamamında eti yenen hayvanların kadınsı temsil edilmesi ve erkek zihninde seks yapılacak kadının et veya piliç görüntüsünde olması yapbozu kendiliğinden tamamlıyor.

İşte Carol J. Adams bu kitapta, yukarıda sayılan olguları ve genel olarak ataerki ile et tüketimi arasındaki diyalektiği çözümlüyor. Ona göre, erkeklik inşasının önemli bir parçası başka bedenleri denetim altında tutmaktır; et yemek de bunun önemli bir aşamasını oluşturur. “Et yemek, erkek iktidarının her öğünde yeniden ilan edilmesidir.”  Onun kuramıyla, pornoda veya sofrada (aslında erkeğin yazdığı tüm “metinlerde”) parça parça tüketilen tüm adsızlar, “kayıp gönderge” olarak yeniden bedene kavuşuyor.

Bu kitap, kadın ve hayvanın tüm yönleriyle eş olduğunu savunmuyor; yalnızca şiddet ve tahakkümden beslenen erkek egemen kültürün yeri yurdu olmadığının, zayıf bulduğu her şeyi ve herkesi “erkek” tanımının dışına atarak alt edilecek bir öteki ilan ettiğinin, özneden nesneye indirgediğinin altını çiziyor. Yiyecek/giyecek başka bir şey yokmuşçasına, birtakım canlılara yaşarken kafesi, ölürken ise kan gölünü reva gördüğümüz sürece savaşları ve ayrımcılığı olumlayan eril şiddet kültürünün ve hiyerarşinin aramızdan ayrılmayacağını hatırlatıyor.

Bu kitapta ışık tutulan erkek şiddeti, kadın düşmanlığı, et yeme kültürü ve militarizm arasındaki bağlantılar, bugün de Carol J. Adams’ın yirmi yıl önce teşhis ettiği zamanki geçerliliğini koruyor.J. M. Coetzee

Çevirmen Güray Tezcan röportajından:
Kaos GL: Adams’ın “Etin Cinsel Politikası”nda hatlarını çizdiği feminist-vejetaryen kuramı anlatabilir misiniz?
Güray Tezcan: Etin cinsel politikası, kadınları hayvanlaştıran, hayvanları da cinselleştirip dişilleştiren bir tavır ve davranışlar bütünüdür. Hadi biz örneklerle gidelim: Ava gidenin erkek olması… Bitkinin kadın yiyeceği, etin erkek yiyeceği olarak görülmesi ve gösterilmesi… Ordu ve diğer iktidar simgelerinde genelde etçil hayvanların kullanılması, derebeyleri koruyan şatoların önünde aslanların beklemesi… Kadın-erkek ilişkilerinin genelde birbirlerinin bedenlerini sahiplenme ile sonuçlanması ve kadının onurunun bedeninin bir parçası ile tayin edilmesi… Pornoda kadınların bir özne olarak değil parça parça (bacak, göğüs) tüketilen bir nesne olarak ele alınması ile hayvanların sofrada bir canlı değil de parça parça (but, göğüs) yenen bir yemek olarak algılanması arasındaki benzerlik… Etin cinsel politikasının popüler kültürde meğer o kadar karşılığı varmış ki Adams’a zarflar içerisinde reklam küpürleri yağmaya başlamış. Kitabın orta kısmında mevcut bazıları… Gönderilen reklamlara bakın (ki bizde de durum pek farklı değil) neredeyse bütün et reklamlarında hayvanlar veya etleri seksi kadın gibi resmedilmiş. Varabileceğimiz sonuç şu: Etin protein almak için zorunlu olduğu ve kuvvetin tek kaynağı olduğuna inandırılan çocuk, kan dökmeden öldürmeden hayatta kalınamayacağını farz eder ve kim elinde satır belinde silahla ortalarda geziniyorsa onu üstün cins saymaya başlar. Erkek egemenlik, et ve savaşlar (yani hayvan ve insan öldürmenin normalleştirilmesi) olmasa zor ayakta kalırdı. (…)

bu sayfayı arkadaşlarımla

Tüm kitapların listesi için dokunun

Yorum yapın